antalya escort

Gün Olur Asra Bedel – Cengiz Aytmatov

 Gün Olur Asra Bedel – Cengiz Aytmatov
Okunuyor Gün Olur Asra Bedel – Cengiz Aytmatov
0
(0)

“Bir insan, ruhunu Allah katına ulaştırmanın yolunu bilmiyorsa, insan olmanın sırrını nasıl anlar?”

 

Cengiz Aytmatov’un en ünlü kitabını okudum bu günlerde. Birkaç yıl önce Cengizhan’a Küsen Bulut’u okumuştum ve onun hakkında bir yazı da yazmıştım. Cengizhan’a Küsen Bulut, Gün Olur Asra Bedel’in içinde yer almayıp Cengiz Aytmatov’un bu hikaye hakkında sonradan yayınladığı bir kitap. Bu kitaptaki öğretmen Kuttubayev’in götürüldükten sonra yaşadıkları Cengizhan zamanında yaşanmış bir olayla beraber anlatılıyor. Siz okuma sırasını şaşırmayınız çünkü bazı olacakları önceden bilmek bildiğiniz gibi hoş olmuyor.

“Yeryüzünde kötülüklerin, ağır haksızlıkların sürekli gizli kalamayacağını, adaletin, gerçeğin yok edilemeyeceğini bilmek beni rahatlatıyor ve sevinmem için yetiyor. Gerçek ve hak bir defa daha galip geldi. Şüphesiz bu zaferin bedeli çok ağır oldu ama zafer kazanıldı. Dünya durdukça da bu böyle olacaktır.”

Kitap tek bir günü anlatıyor diyebiliriz: Yedigey Cangeldi’nin yakın dostu Kazangap’ın ölüm haberini almasıyla cenazesini Sarı-Özek’ten Ana Beyit Mezarlığı’na götürüp defnedene dek, bu cenaze telaşı sırasında Yedigey’in yer yer geçmişe giderek yaşanılan olayları, anlatılan efsaneleri hatırlaması ve aynı zamanlarda yeryüzünden uzakta bulunanan Parite Uzay İstasyonununda yaşananlar… Ancak Cengiz Aytmatov bunları öyle bir dille anlatmış ki hikaye dilinin sadeliğinden akıp giderken heyecan ve merak diri kalıyor, kitabın atmosferi de etrafınızı sarıyor. Ve kitaptaki her şey basit. Karakterleri sıradan, yaşamları sıradan. Bozkıra tepeden baktığınızda nasıl dümdüz görürseniz kitap da öyle. Ancak bozkırın tepesinden inip aşağılara indiğinizde de kocaman ayrı bir dünyayla karşılaşıyorsunuz. Kitaptaki akkuyruklu çaylak da aşağıdakilere bakarken bunu hissetmiş olmalı.

“Üstesinden gelemediği çelişkilerle başbaşa kalan insan, moral bakımından derinden derine sarsılır ama bunu kimseye söyleyemez çünkü ona kimse yardım edemez. Bu korkunç bir yer kayması gibidir, tehlikeyi görürsünüz ama bir şey yapamazsınız.”

İlk sayfalarda minik bir tilki var. Hikayenin geçtiği Sarı-Özek’te yaşıyor. Bozkırdan geçen trenlerden nefret ediyor. Gürültüsünden korkuyor, kokusundan tiksiniyor ancak yine de kaçıp gitmiyor. Tilki kış aylarında yiyecek bulamadığı zamanlarda tren hattına yaklaşıyormuş. Yolcuların vagon penceresinden attıkları arasından bir yiyecek bulma umuduyla tren hattı boyunca gezermiş. İşte bu tilkiyle Sarı-Özek bozkırının oradaki insanlar için neler ifade ettiğini anlatıyor. Bozkırdaki tüm zorluklara, olanaksızlıklara ve mahrumiyete rağmen yaşama çabasıyla dolu insanlar yaşıyor Sarı-Özek’te.

“Gitmekle kendinden kaçıp kurtulacağını mı sanıyorsun? Nereye gidersen git, üzüntülerin de seninle beraber gelecektir.”

Kazangap’ın gömüleceği Ana Beyit mezarlığına adını veren Nayman Ana efsanesiyle mankurt insan kavramını hediye ediyor dünyaya. İnsanın geçmişini beraberinde taşıyan varlığın yerini, hafızası ve hatıraları olmayan, ruhunu kaybetmiş, içi komutlarla doldurulmuş biyolojik bir makineye dönüşen insan, mankurt. Nayman Ana döneminde çeşitli işkencelerle mankurt insanın nasıl yaratıldığını anlatıyor, sonrasında günümüzde bir mankurtun nasıl olduğunu ve bir insan boş bir makineye nasıl dönüştüreleceğini gösteriyor bizlere.

“Elinden malini mülkünü, varını yoğunu alsalar, bundan ölmezsin. Bunları yine edinebilirsin. Ama senin onurunu kırar, ruhunu öldürürlerse, işte buna çare yoktur.”

“İnsanoğlunun kıskançlık, başkalarını çekememe hastalığından kurtulması, daha çok zaman alacaktır. Bu zamanın ne kadar uzun olacağını bilemem ama yeryüzünde kötülüklerin, ağır haksızlıkların sürekli gizli kalmayacağını, adaletin, gerçeğin yok edilemeyeceğini bilmek beni rahatlatıyor ve sevinmem çin yetiyor.”

“Ona kızmıyordu. Zaten insan sevdiğine kızmazdı ki!”

Ve işte Sarı-Özek:

“Bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir…gider gelirdi… Bu yerlerde demiryolunun her iki yanında ıssız, engin, sarı kumlu bozkırların özeği Sarı-Özek uzar giderdi.
Coğrafyada uzaklıklar nasıl Greenwich meridyeninden başlıyorsa, bu yerlerde de mesafeler demiryoluna göre hesaplanırdı.
Trenler ise doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir…gider gelirdi…”

How useful was this post?

Click on a star to rate it!

Average rating 0 / 5. Vote count: 0

No votes so far! Be the first to rate this post.

Yapılan Yorumlar
Bir Yorum Yapın